Beyin dokusu tıp bilimi için, bir ölçüde çözümlenebilse de büyük ölçüde gizemini korumaktadır. Migren bu gizemli alanın rahatsızlıklarından biri. Bu nedenle modern tıp dahilinde yüz güldürücü sonuçlar alındığını söylemek şimdilik mümkün görünmüyor.
Ancak geleneksel yöntemler içerisinde özellikle akupunkturun yıldızı gün geçtikçe yeniden parlamaya başladı. Akupunktur migren tedavisinde de tama yakın bir başarıyla kullanılıyor. Batılı hekimlerin geleneksel yöntemler üzerinde çalışırken fark edip geliştirdikleri kulak akupunktur yöntemi ise, modern tedavi protokolleri içerisinde migren hastalığı için kolay ve kalıcı tedavi yolu olarak alternatifsiz bir yer edinmeye devam ediyor. Tedavi arada başka bir rahatsızlık olmadığı sürece genellikle 12 seans sürüyor. Haftada iki seanstan altı haftalık bir tedavi yeterli oluyor.
Akupunktur tedavi yöntemiyle vücudun iki farklı makro refleks sistemleri olan sempatik ve parasempatik sistemler arasındaki denge yeniden kuruluyor ve beynin oksijen ve enerji kullanım yolları rehabilite ediliyor. Kan basıncı rahatlıkla düzenlenebiliyor. Sonuçta, bizim de altına defalarca imza atabileceğimiz kalıcı başarılar elde ediliyor.
Dr. Mehmet Salih ÖZAYTÜRK
Aralık 15th, 2011
Genel Yorum Yok
Beynimiz vücudumuzdaki diğer organlara oranla hafif sayılabilecek bir organımızdır. Bir erişkinin tüm vücut ağırlığının yaklaşık 40’ta biri beyindir. Yani ortalama 60 kg’lık vücut ağırlığının ancak 1.5 kg’ı beyin ağırlığıdır.
Bu 40’ta birlik orana rağmen beyin, tüm vücudun kullandığı toplam enerjinin yaklaşık 6-7’de birini kullanır. Başka bir ifadeyle, beynimiz vücudumuzun geriye kalan kısmına oranla 6-7 kat daha fazla enerji tüketir. Vücudumuzun diğer hücreleri, hemen her şeyi enerji kaynağı olarak kullanabilirken, beyin hücreleri yağları, proteinleri ya da başka herhangi bir şeyi kullanarak enerji üretemezler. Beyin dokusunda kullanılan enerji biçimi yalnızca glikozdur.
Yazının tamamını okuyun »
Aralık 15th, 2011
Genel Yorum Yok
Sıklığı değişken nöbetler halinde gelir. Genellikle başın bir yarısın tutan oldukça şiddetli ve keskin bir baş ağrısıdır.
Ağrı krizini ışık, ses, yoğun kokular, aşırı aktivite, üzüntü, uyku düzeninde değişiklik, sigara, alkol, adet dönemi, ya da kan basıncındaki yükselme veya düşme, bazı yiyecekler (tiramin içerikli) gibi uyaranlardan bir ya da birkaçı tetikleyerek başlatabilir.
Şiddetli ağrıya tansiyondaki değişiklikler, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi eşlik edebilir. Ağrı krizi bir günün bir kısmından bir kaç güne kadar uzayabilir. Migren ağrılarında, ağrı kesiciler ağrıyı tümüyle ortadan kaldıracak düzeyde etkili değildirler.
Aralık 15th, 2011
Genel Yorum Yok
Yenebilen 100 gram balın ortalama 17.2 gramı su, 82.3 gramı karbonhidrat ve 0.5 gramı da protein ve madensel maddelerden oluşmuştur. Görüldüğü gibi, bal temelde karbonhidrat sağlayan bir besindir. Baldaki karbonhidratların büyük çoğunluğu sindirimi gerektirmeyen glikoz ve früktoz dediğimiz monosakkaritlerdir. Şeker, iyi çiçek ballarında çok azdır. Ancak arılara şeker verilerek yapılan ballarda şeker miktarı artar. Bu da balm bir süre sonra şekerleşmesine neden olur .
Yazının tamamını okuyun »
Aralık 5th, 2011
Genel Yorum Yok
İngiliz bilim adı Judkin şekerin zehir olduğunu söylemiştir. Zehir insanı ürküten bir sözcüktür. Halbuki biz iyiliği, hoşluğu tanımlamada şeker ve tatlı sözcüklerini kullanırız. Sevdiklerimize şekerim, tatlım diye hitap ederiz, iyi insanın niteliklerini “şeker gibi” diye belirtiriz. Dini bayramlarımızdan biri “Şeker Bayramı” diye anılan Ramazan Bayramı’dır. Şeker yiyebildikleri için insanları mutlu sayar, herkesin şeker yiyebilmesini dileriz. Bütün bu inançlarımızın karşısına nasıl olur da duyduğumuzda irkildiğimiz zehir sözcüğüyle çıkılır. Bu çelişkiyi kavramanın tek yolu “her şeyin fazlası zararlıdır” ilkesini benimsemekle olur.
Yazının tamamını okuyun »
Aralık 5th, 2011
Genel Yorum Yok
Havuçta A vitamininin ön öğesi olan karotenler bulunur. Karotenler vücuda alındığında ince barsaklarda ve karaciğerde çoğunluğu A vitaminine dönüşür. A vitamini ve A vitaminine dönüşmeyen karotenler karaciğerde depolanır. Kandaki vitamin düzeyi azalınca karaciğerden kana salmarak vitamin işlevini yerine getirir.
İnsan, ihtiyacının 5 kat fazlası A vitamini ya da bunun ön öğesi olan karotenleri alırsa, karaciğerde depo edecek yer kalmadığından zehirlenme etkisi görülebilir. Çünkü A vitamini ve karotenler suda erimediklerinden idrarla ve terle dışarı atılamazlar.
Yazının tamamını okuyun »
Aralık 5th, 2011
Genel Yorum Yok
Sıvı pekmezin 100 gramı ortalama olarak 36.5 gram su, 60 gram karbonhidrat, 3.5 gram madensel maddeler ve protein içerir. Koyu pekmezin su miktarı ortalama 25.5 grama düşerken, karbonhidratların miktarı 70 grama çıkar. Pekmezdeki karbonhidratlar sindirimi gerektirmeyen glikoz ve früktozdur. Pekmez yendikten hemen sonra bu şekerler kana geçerek enerji verirler. 100 gram pekmez ortalama 293 kalorilik enerji sağlar. Pekmez madensel maddelerden zengindir. 100 gram pekmezde ortalama 400 mg civarında kalsiyum, 10 mg civarında demir bulunur. Pekmez potasyumdan da zengindir. Pekmezde vitaminler az miktarlarda bulunur .
Yazının tamamını okuyun »
Suda eriyen bir vitamin olan C vitamini çok kolay harap olan bir vitamindir. Isı, ışık, oksijen, alkali ortam, demir, bakır gibi metallerle temas etmesi harabiyeti hızlandırır. C vitamini bu özelliğinden dolayı her öğünde taze olarak, yani bekletilmeden vücuda alınması gereken önemli bir vitamindir.
Yazının tamamını okuyun »
Aralık 5th, 2011
Genel Yorum Yok
Lahana, kış mevsiminin önemli sebzelerindendir. Genelde üç türü ülkemizde yetiştirilir. Bunlar; beyaz baş lahana, kırmızı baş lahana ve kara lahanadır. Kara lahana daha çok Karadeniz Bölgemizde yetişir.
Lahana özellikle C vitamini yönünden zengindir. Yenebilen 3 – 4 yaprak kara lahana insanın günlük C vitamini ihtiyacını karşılar.
Lahana, turp, şalgam gibi sebzelerde guatr yapıcı maddelerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak, bu maddelerin daha çok bitkilerin tohumlarında yer aldığı, yenen yaprak ve yumrularında az miktarlarda bulunduğu bildirilmektedir. Günlük normal miktarlarda yenen lahana, turp ve şalgamla alınabilen az miktarlar¬aki guatr yapıcı maddelerin guvatrm oluşmasında önemli etkisi olmadığı araştırıcılar tarafından belirtilmiştir.
Basit guatr olarak bilinen troid bezinin büyümesinin esas nedeni iyot yetersizliğidir. Genellikle, iyot toprağın yüzey kısımlarında bulunur. Dağlık yörelerde yağmur suları ile toprağın iyotlu kısmı denizlere aktığından, toprakta iyot azalabilmektedir. Buralarda yetişen bitkilerde, o yöre bitkileriyle beslenen hayvanların et, süt ve yumurtalarında da iyot yetersiz bir duruma gelmektedir. Bu yörelerde yaşayan insanlar besinleriyle sürekli az iyot aldıklarından, iyodu kullanarak hormon yapan troid bezi büyümektedir.
Ülkemizde, lahana, şalgam, turp gibi sebzelerin guatr yapıcı maddelerin yer aldığı tohum kısımları yenmediğinden, guatr oluşumunda bu sebzelerin önemli rolleri olmadığı söylenebilir.
Aralık 5th, 2011
Genel Yorum Yok
Bu doğru değildir. Bunun neden doğru olmadığı ve konuyla ilgili gerçekler aşağıda verilmiştir.
Kızıl, kızamık ve diğer mikropların oluşturduğu hastalıkların ortak belirtisi ateş yükselmesidir. Ateş neden yükselir? Vücuda mikrop girip etkisini göstermeye başlayınca (kuluçka döneminin sonu) vücudumuz mikroba karşı koymak için besin depolarını yıkarak enerji oluşturur. Enerji oluşumunun yan ürünü ısıdır. Öyle ise vücut ısısının yükselmesi, hücrelerin çok çalıştığının, çok enerji harcadığının göstergesidir.
Yazının tamamını okuyun »
Aralık 5th, 2011
Genel Yorum Yok