Migren Nasıl oluşur?

Beynimiz vücudumuzdaki diğer organlara oranla hafif sayılabilecek bir organımızdır. Bir erişkinin tüm vücut ağırlığının yaklaşık 40’ta biri beyindir. Yani ortalama 60 kg’lık vücut ağırlığının ancak 1.5 kg’ı beyin ağırlığıdır.

Bu 40’ta birlik orana rağmen beyin, tüm vücudun kullandığı toplam enerjinin yaklaşık 6-7’de birini kullanır. Başka bir ifadeyle, beynimiz vücudumuzun geriye kalan kısmına oranla 6-7 kat daha fazla enerji tüketir. Vücudumuzun diğer hücreleri, hemen her şeyi enerji kaynağı olarak kullanabilirken, beyin hücreleri yağları, proteinleri ya da başka herhangi bir şeyi kullanarak enerji üretemezler. Beyin dokusunda kullanılan enerji biçimi yalnızca glikozdur.

İstirahat halindeyken, hatta uykudayken bile vücudun diğer kısımlarına oranla kat be kat daha fazla kullanılan bu enerji elbette ki sağlam bir kaynak gerektirir. Ayrıca beyin dokusu, kaslarda bol miktarda bulunan yedek depo gıdalardan da yoksundur. Bu durum ise enerji akışının düzenli ve devamlı olmasını gerektirir. Aynı zamanda beynimizin, kullanılan enerjinin ısıya dönüşümüyle pişmekten kurtulabilmesi için, devamlı ve güçlü bir soğutma sisteminin de çalışması gereklidir.

Isıya son derece duyarlı olan, düzgün çalışabilmesi için dengeli ve düzenli şartlara muhtaç olan beynimizin dış ortamla hiç bir teması yoktur. Aksine kemik bir muhafaza kabı içerisindedir. Ayrıca, iki kat kalın kılıfla ve bir kat da ince zarla çevrelenmiştir. Dolayısıyla ihtiyaçlarını dış ortamdan sağlayabilmesi de, güçlü faaliyeti sonucu açığa çıkan ısıyı doğrudan dış ortama atarak uzaklaştırması da neredeyse imkansızdır.

Özellikle aşırı zihin faaliyeti gerektiren durumlarda ya da zihnin bir meselenin etrafında yoğunlaşarak kesintisiz uğraşısında gerek enerji kaynağı olarak kullanılan glikoza, gerekse oksijene daha fazla ihtiyaç duyar ve hassaslaşır. Açığa çıkan ısı ise düşünceyle orantılı olarak defalarca artabilir.

Beynin gerek ihtiyacı olan enerjinin devamlılıkla sağlanması, gerekse soğutulması ancak kanlanmayla, dolayısıyla damar- dolaşım sistemi ile sağlanır. Bu nedenle dolaşım sistemindeki en ufak bir yavaşlama ya da aksama, beynin ihtiyacı olan enerji ve oksijen akışında da yavaşlama anlamına gelecektir. Isının uzaklaştırılması da aynı oranda aksayacaktır.

Beyin dokusundaki ısı artışı damarlarda genişlemeyle sonuçlanır. Aynı zamanda aşırı faaliyet sonucu açığa çıkan bol miktardaki karbondioksit de damar genişlemesini destekler. Damarlardaki bu genişleme başlangıçta kan akışının yavaşlaması ile sonuçlanır. Beyin hücrelerinin beslenmesi ve atık maddelerin uzaklaştırılması aksar. Bu durumda künt ve genelleşen bir ağrı oluşur.

Bu duruma tepki olarak salınan maddeler kılcal damarları daraltır ve özellikle küçük (diyastolik) tansiyonu yükseltir. Sonuç olarak beyine giden kan ve oksijen artmıştır. Bölgede ani olarak yükselen oksijen, genişleyen damarları daraltır. Bu hızlı değişim önceki ağrıya oranla daha keskin, belirgin ve bölgesel ağrıların oluşumuna yol açar.

Gerilim tipi baş ağrılarının tarifi böyledir. Bu durum tekrarlandıkça ağrının oluşumu kolaylaşır. Migren ise, bu tablonun tekrarlandıkça oturduğu ve daha keskin ve sürekli bir hal almaya başladığı dönemin adıdır

Yorum Yapın

Mesajınız